Baba Erdoğan’ın Komünist Anısıyla İleriye, Hep Daha İleriye!

2171

Baba Erdoğan, Kaypakkayacı geleneğe sempati duymuş, emek vermiş her yoldaş için cesareti, adanmışlığı, parti ve devrimin sorunlarına kafa yoran ve parti güçlerinin birliğini savunan sağduyusu ve sorumlu yaklaşımıyla bu geleneğin ideolojik referanslarını temsil eden en seçkin önder kadrolarımızdan biri olarak hatırlanır.

İdeolojik, politik, örgütsel gelişkinliğine paralel, askeri başarılarıyla birlikte tüm statükolara meydan okuyan değiştirme tutkusuyla Babil yoldaşı, Che’nin “o kabına sığmaz devrimci eylemdeki aktif çizgisinin” bir taşıyıcı olarak Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasında temsil eden bir devrim pratisyeni ve komutanı olarak tarif etmek yanlış olmaz.

Daha bir ortaokul öğrencisi olduğu zamanlarda O, ‘Devrim Ortaokulu’nda faşistlerle girdikleri kavgalarda hep en önde olmuş, faşistlere kök söktürmüştür. Sonrasında tarihler 1976’ yı gösterirken, Erzurum Horasan’da lise öğretmeni olan ağabeyinin yanında liseye başlamış, evlerinin faşistlerce taranmasının akabinde ağabeyi tayinini İstanbul’a aldırmış, Babil yoldaş da Kaypakkaya’nın görüşleriyle İstanbul’da tanışmıştır. İstanbul Güngören’deki İzzet Ünver Lisesi’ne bir yıl devam etmiş, daha sonra Dev-Genç sempatizanı olarak gittiği İstanbul’dan Hozat’a Partizancı olarak dönmüş ve liseyi Hozat’ta tamamlamıştır. Bu dönem ileri sempatizan olarak Deşt toprak işgali ve olaylı 1 Mayıs eylemlerinde aktif olarak yer almıştır.

1985 yazında gerillaya katılarak hem askeri hem siyasi kadro olabilme özelliklerini kendinde birleştirebilen ender yoldaşlarımızdan biri olarak hızla ilerlemiş, kafa emeğine kol emeğine yabancılaşmadan devrimci mücadelenin her türlü ihtiyaçlarına cevap verecek donanımla her zaman mücadeleyi büyütmenin çabası içerisinde olmuştur.

1987’deki DABK-Merkez ayrılığında DABK’dan yana tavır koymuş ve DABK Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevlendirilmiştir. Bir süre sonra askeri sorumlulukları daha da artarak Dersim Bölge Komutanlığına getirilmiş, askeri eylemi ihbarcı cazalandırmaya indirgeyen, sürekli kayıp veren pasifist askeri çizgiyle hesaplaşmış, Hozat Hapishane baskını, Çemişgezek Askerlik Şubesi Baskını, Seçim sandıklarının yakılması gibi çok başarılı askeri eyleme imza atmıştır.

Şehirlerdeki eylemsizliği eleştirmekle kalmamış, her konuda olduğu gibi pratik olarak eleştiri konusu yaptığı çizginin alternatifini üretmeyi pratik olarak da önemsemeyi öne çıkaran duruşuyla Baba Erdoğan yoldaş bize öğretmeye devam ederek; şehirlerdeki eylemsizlik çizgisiyle Marmara’ya Manuel Demir yoldaşın yanına giderek şehir eylemleri yaparak hesaplaşmıştır. 10 Ocak 1988’de Kandıra 196. Piyade Alayı’nın basılması bu askeri eylemlerden yalnızca biridir, yanlarına sadece bir tabanca alarak gerçekleştirilen baskında Baba yoldaş ayağından yaralanmış, haksız savaş hukuku yaklaşımını asker ve subaylara kötü davranmayarak ve devrim propagandası yaparak boşa çıkarmış, haklı savaş hukukunda esirlere nasıl davranılması gerektiğini de bu baskında pratik olarak göstermiştir. Öyle ki, bu askerler Babil yakalandıktan sonra mahkemeye tanık olarak çağrıldıklarında yoldaşı teşhis etmemişlerdir. Bu pratik aynı zamanda düşmanda bile saygı uyandırma pratiğidir.

Babil yoldaş, Manuel Demir yoldaşın kurşuna dizilerek katledildiği İstanbul operasyonunda yaralı yakalanmış, gözaltında kaybedilmek istenmiş, şubede işkencede direnme çizgisine sonuna kadar bağlı kalmıştır. Mahkemelerde de siyasi savunma yapmıştır.

Hapishane sürecinde DEV-SOL’un önder kadrolarıyla firar faaliyeti yürütmüş, aralarında İbrahim Erdoğan’ın da bulunduğu dört DEV-SOL kadrosuyla Bayrampaşa Hapishanesi’nden firar etmiştir.

Firarın ardından Dersim’e giderek, öncünün Haziran 1990’da Olağanüstü Merkezi Toplantısında Genel Sekreter yardımcılığına seçilmiştir. Akabindeyse, ‘bir Dersim yetmez, hedef bin Dersim olmalı’ şiarıyla Karadeniz’e açılma politikasına fikirsel ve pratik olarak öncülük yapmış ve Karadeniz birliğiyle orada gerillanın tutunması için çok çaba sarfetmiş ve Karadeniz’de de sayısız başarılı askeri eyleme imza atmıştır.

16 Eylül 1990’da Tokat Almus’ta bir karakol baskınında ajan Nihat (Enver Doğru) tarafından sırtından vurularak ağır yaralanmış, baskından yaralı çekilmesine rağmen hayatını kaybetmiştir.

Baba yoldaşın 2 Ocak 1960’da yoksul bir Kürt ailenin sekiz çocuğundan biri olarak Hozat’ta başlayan yaşam serüveni Karadeniz’de Tokat-Almus’ta onun komutasında gerçekleştirilen bir karakol baskınında bir ajanın onu sırtından vurmasıyla son buldu. Bu yaşam aralığı onun devrim için yapmaya çalıştıklarından fazlasını içermez, zira o, insan-yaşam karşısındaki çizgisiyle bir komünist olarak yaşamanın sorumluluk ve görevlerinden ölünceye kadar da bir milim dahi uzaklaşmadı. Geleneğimize verdiği emek, kattığı değerle ise bir yazının konusu olamayacak kadar büyüktür.

Baba Erdoğan yoldaşın bizlere bıraktığı komünist anısının yol göstericiliğiyle ileriye, hep daha ileriye!

Nergiz Uğur

Önceki İçerikSÖYLEMLERLE KİVRALAR!
Sonraki İçerikHalka adanmış bir düş yoldaşlığıyla Cemal Keser’i anmak…