Devrimci, demokrat kamuoyuna

5009

Şimdi biz, herkesin gözü önünde yükseklere bir bayrak çekiyoruz. Bu bayrak, proletaryanın kızıl bayrağı olacaksa, onun kızıllığını bozan bütün lekeler, ciddi ve titiz bir çabayla silinip atılmalıdır.
İBRAHİM KAYPAKKAYA

Yeryüzünün lanetlileri olan bizlerin yaşamları, teknik-teknoloji ve bilimde yaşanan bunca devrime rağmen günden güne kötüleşip, çekilemez, sürdürülemez bir hâl alıyor. İnsanlık tarihinin sınıf savaşımları tarihi olduğu gerçekliği, yaşadığımız 21. yüzyılda tüm yönleriyle, en çıplak hâliyle, gün gün, saat saat kendisini hissettiriyor. Bir avuç asalağın, kendilerini var ettikleri emperyalist-kapitalist sistem üzerinden, günden güne zenginleşmelerine zıt olarak dünya halklarının %90’ı açlık, yoksulluk, sefaletle cebelleşiyor. Kapitalizmin varlığı; ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, ekolojik, her alanda tam bir yıkımın üzerine inşa ediliyor. Emperyalist saldırganlık, işgaller, savaşlar neticesinde yeryüzünün her bir tarafında milyonlarca insan ölüyor, yaralanıyor, evlerini, ülkelerini terk edip mültecileşiyor. Yanı başımızda 11 yıldır devam eden Suriye İç Savaşı bunun en aktüel örneğidir.

Bu yıkımı, yok oluşu durdurmak için kapitalizme içkin hiçbir karşı koyuş, bu gerici sistemi kökten yıkmayı hedeflemeyen hiçbir hareket nihai olarak bir başarı sağlayamadı, sağlayamaz. Kapitalizmi bütün kökenleriyle beraber yerle bir edecek, yerine insanlığın; diğer bütün canlılar ve doğayla barış içerisinde, bir arada yaşayacağı bir perspektife, bir iddiaya, bir silaha sahibiz: BİLİMSEL SOSYALİZM.

İnsanlık tarihinde farklı mekan ve zamanlarda, farklı nitelik ve renklerde, var olan egemenlik sistemlerine karşı birçok itiraz, hareket, isyan yaşandı, yaşanıyor. Spartaküs önderliğindeki köle isyanı, Şeyh Bedreddin önderliğindeki yeni bir dünya düşü ve daha nice benzeri hareketin, komünizmin kurucu önderleri Karl Marks ve Friedrich Engels tarafından bilimsel sosyalizm ile bilimsel-devrimci öze kavuşturulması, son iki yüzyılın bütününe her yönüyle damga vurmuştur. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamazdı ve olmadı da. Paris Komünü barikatlarında yakılan devrimci meşale, Lenin önderliğinde Bolşevik bir devrimle dünya tarihinin seyrini değiştirecekti. Sovyetlerde harlanan bu ateşin alev alev bütün dünyayı kasıp kavurmasına vesile olan Mao Zedung önderliğindeki Çin Devrimi ve Büyük Proleter Kültür Devrimi, bilimsel sosyalizmin ete kemiğe büründüğü, ezilen-emekçi dünya halklarının elinde, emperyalist-kapitalist sistem ve her türlü gericiliğe karşı etkin-devrimci bir silaha dönüştüğü bir serüvene yol verecekti.

Bu serüvenin coğrafyamıza uğraması kaçınılmazdı. Paramazlardan Mustafa Suphilere, Dr. Şivanlardan, Denizlerden, Mahirlerden Mazlumlara dek çok farklı nitelikte devrimci kalkışmalara tanık olduk. En aktüel örnek olarak Gezi/Kobane kalkışmaları bizlere kitlelerin yakıcı gücünü bir kez daha göstermiştir. İbrahim Kaypakkaya önderliğinde göndere çekilen komünizm bayrağı ise 50 yıldır bir kutup yıldızı misali yolumuzu aydınlatıyor. Bilimsel sosyalizmin ülkemizdeki temsilcisi İbrahim yoldaşın bizlere miras bıraktığı bu bayrağı şimdiye dek ödediğimiz onca bedele, birçok yengi ve yenilgiye rağmen layıkıyla taşıyamadık. Aksi bir gerçekliğe imza atmış olsak şimdi bambaşka bir ülkede yaşıyor olurduk.

Kaypakkaya yoldaşın kurduğu ve bugünlere dek uzanan devrimci geleneğimizin geldiğimiz aşamada, temel kuruluş felsefesinden hayli uzaklaştığı, burjuva-küçük burjuva bir çok fikir ve yönelimin günden güne bünyeyi ele geçirdiği, yüz fikir yüz çiçek akımının, iki çizgi mücadelesinin yerini şefçi, bürokrat, kendine demokrat yoldaşlarına sekter, yoz, burjuvalaşan bir çizgi almıştır.

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da kapitalist üretim ilişkileri, bu ilişkiler ağının varlığını teminat altına alan gerici-faşist diktatörlük gerçekliği; işsizlik, yoksulluk, açlık, baskı, zulüm ve sömürü, sınıfsal çelişki üzerine inşa edilen yapı içerisinde, başta Kürt ulusu olmak üzere, ulus ve milliyetler meselesinde; Aleviler, Hristiyanlar, ateistler olmak üzere din ve inanç meselesinde; kadınlar, LGBTİ+’lar, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği olmak üzere var oluşlar meselesinde; Suriye’den gelen Arap, Kürt vs. olmak üzere göçmen ve mülteciler meselesinde; ekoloji, hayvan hakları vs. daha başka bir çok meselede çok derin çelişki ve çatışmaları bağrında taşımaktadır. Saydığımız tüm bu meselelere dahil birçok farklı nitelikte örgüt, kurum, hareket mevcuttur. Biz komünistleri diğer bütün hareketlerden ayıran temel şey ise; tüm bu çelişki ve sorunların kaynağına dair yaptığımız analiz, çözümüne dair sunduğumuz perspektif ve pratik hattır. Biz komünistler her bir olgu ve olayı diyalektik ve tarihsel materyalist bir metotla ele alıp, buna uygun söz söyler, eyleme geçeriz. Bu metodun yerine ikame edilmek istenen her türlü idealist, burjuva, küçük burjuva fikir ve akıma karşı kararlı ideolojik bir mücadele yürütürüz. Geçmişten günümüze Marksizm’in tüm bu meselelere dair içerisine düştüğü hata ve yanlışların tümü de tarihsel tecrübeler olarak hafızalarımızda yer edinmiştir. Bugün Marksizm-Leninizm ve Maoizm bayrağı altında doğada ve toplumda yaşanan her bir meseleye dair bir sözümüz ve çözümümüz vardır.

Bugün tarihsel mirasımız olan Öncü Partizan, 50 yıllık bu gelenek içerisinde ama az ama çok emek vermiş, bedel ödemiş, derdi tasası devrimci bir iktidarın kuruluşu için mücadele olan insanların bir araya gelip oluşturduğu bir kolektiftir. Devrim gibi bir iddiamız var. Kendi köşelerimize çekilip, kapitalizmin bizlere sunduğu konforlu alanlarda anılarımızı anlatıp, kendi vicdanlarımızı tatmin edecek bir serüveni reddediyoruz. Düne kadar içerisinde yer aldığımız kolektifler içerisinde arzu ettiğimiz şekilde bir dönüşüm yaratamadık. Devrim için birlikte yola çıktığımız yoldaşlarımızın başka kaygılarla, başka hesaplarla burjuvaziyle o ya da bu seviyede uzlaşma, tatlı su devrimciliği yürütme serüvenlerine tanık olduk, oluyoruz. Maoist iki çizgi mücadelesi, eleştiri-özeleştiri silahının sadece alt kademeler, muhalif fikir sahipleri, mevcut yönetimi eleştirenlere doğrulttuğunu, bir çok yoldaşımızın çeşitli ayak oyunlarıyla tasfiye edildiğini gördük, görüyoruz. Artık aynı çatı altında, yoldaş olarak yol yürüme imkanımız kalmadığı için, bir an dahi olsa devrimci görevlerimizi savsaklamadan hemen yola koyulduk. Bilimsel sosyalizmin, tarihsel devrimci tecrübelerin, İbrahim’den Cafer’e 50 yıllık mirasımızın bize öğrettiği, emrettiği budur.

Kuruluşumuzun, Paramaz Sarkisyan ve 19 yoldaşının idam edildiği 15 Haziran, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, Gezi/Haziran İsyanı ve Mercan’da 17 yoldaşımızı yitirdiğimiz tarih olan 16-17 Haziran süreçlerine denk gelmesi tesadüfî bir zamanlama değil, bilakis bilinçli bir tercih, sınıfsal-devrimci bir mirasın deklaresidir.

Devrimci nitelikte bir birlik için böylesi ayrışmaların kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz. Devrim iddiamız içi boş bir lakırtı değil, tarihsel bir görevdir. Bu göreve adayız.

Komünist ve devrimci güçler arası ideolojik mücadelenin neredeyse unutulduğu coğrafyamızda, başta kendi içimizde olmak üzere devrimci güçlerle yürüteceğimiz teorik tartışmaların, ideolojik mücadelenin, devrimci mücadeleye önemli katkılar sunacağının bilinciyle yeni bir adım atıyoruz. Burjuvazi ile politik mücadelemizi bir an dahi savsaklamadan, komünistlerin ve halkın birliği için amansız bir ideolojik mücadelenin kaçınılmaz olacağına olan bağlılığımızla yola koyuluyoruz.
Bütün yoldaşlara çağrımızdır; gelin hep birlikte, devrimci inşa sürecini örgütleyelim. Mevcut gerici-faşist iktidarın bütün pislikleriyle deşifre olduğu, ezilen-emekçi halk kitlelerinin yeni arayışlar içerisinde olduğu böylesine bir konjonktürde, “yüz çiçek yan yana açsın, bin fikir birbiriyle yarışsın” şiarıyla Öncü Partizan’ı güçlendirelim, bilimsel sosyalizmin coğrafyamızdaki bayrağı haline getirelim.

Yaşasın Marksizm-Leninizm-Maoizm!
Bilimsel sosyalizm yolunda mücadeleye!
Birlik-Mücadele-Birlik!

Öncü Partizan Basın ve Enformasyon Kurulu

Önceki İçerikHamasi Söylevler ve Gerçekler Üzerine
Sonraki İçerik17’ler 16. Ölümsüzlük Yılında Anılmaya Devam Ediyor!