SINIF TEORİSİ’Nİ UYARIYORUZ!
YALAN İFTİRA VE İTİBARSIZLAŞTIRMA İDEOLOJİK MÜCADELE YÖNTEMLERİ DEĞİLDİR! HER PASLI SİLAH KULLANANIN ELLERİNİ KİRLETİR!

1867

Kamuoyuna dönük bu açıklamayı yapmamız zorunlu bir hal almıştır. Son kertede tercih ettiğimiz bu durum, Sınıf Teorisi’nin tarafımıza dönük sistematik olarak uyguladığı kirli yöntemlerle, devrimci tarzda hesaplaşmamasından kaynaklanmaktadır. Bu çevrenin kendi elleriyle yarattıkları sorunun bir parçası olmamak adına meseleyi iç yazışmalar yoluyla çözmeye çalıştık ve kamuoyu ile paylaşmayarak sorumlu davranmaya özen gösterdik. Gelinen aşamada çabalarımızın karşılıksız bırakılması, işlenen suçların örtbas edilmesine dönük yaklaşımları bizleri bu adımı atmak zorunda bırakmıştır. Tüm kaygımız, devrimci ve komünist hareketi uzun bir zamandır etkisi altına alan tasfiyeci dalganın, tüm yönlü yarattığı yıkıma karşı devrimci cenahla birlikte doğruya tutunmak ve pratik görevlere sarılmaktır.

Öncü Partizan kolektifi olarak, tasfiyeci saldırılardan en büyük darbeyi alan partimizin, kuruluş amaçlarına ve tarihsel eğilimine uygun konumlanmasına duyduğumuz ihtiyaçtan ötürü bilinçli bir itirazla yola çıktık ve 16 Haziran 2021 tarihinde kuruluşumuzu ilan ettik. İlk politik çalışmamızda, Mercan’larda yitirdiğimiz 17 yoldaşımıza dairdi. Bu çalışmanın İsviçre ayağında düzenlenen anma etkinliğimiz ANF’nin sitesinde haber olarak yayınlanmıştı. Bu haberin yayınlanmasından sonra, ADHK genel konsey ile İDHF üyesi olan kişiler ANF muhabirini arayarak haberin kaldırılması için çaba göstermişlerdir. Muhabir arkadaş bunu kabul etmemiş ve görüşmeleri için başka birine yönlendirmiştir. Bu görüşmeler sonrasında ise haber kaldırılmamış fakat ismimiz haberden silinmiştir. Bu gelişmeyi öğrendikten sonra, 6 Temmuz 2021 tarihinde ADHK dönem temsilcisine durum hakkında yazılı bir bilgilendirme yolladık ve meseleyi değerlendirmelerini istedik. 1 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen tarafımıza bir dönüş yapılmamıştır. Apaçık siyaset yasakçılığı yapan üyeleri ile ilgili hiçbir yaptırım uygulanmamış ve tarafımıza özeleştiri verilmemiştir.

Mesele elbette sadece bununla kalmamıştır. Örgütsel irade beyanında bulunduğumuz andan itibaren, dedikodu tezgahlarını kurarak birçok yoldaşımızla ilgili “ajandır-işbirlikçidir” denilerek yalan ve iftiralarla itibarsızlaştırılmaya çalışıldık. Kendi örgütsel çeperleri içinde yaptıkları bu iftira ve yalan furyasını zaman içinde giderek dost devrimci kurumlara kadar genişlettiler. Bunu özellikle İsviçre merkezli uyguladıklarını görüyoruz. Bir yoldaşımızla ilgili devreye soktukları bu pratik üzerine 28 Mayıs 2022 tarihinde Sınıf Teorisi’ne dönük bir yazı yazarak sorumlu arkadaşlarından birine teslim ettik. Aradan 3 aydan fazla zaman geçmesine rağmen böylesi ciddi bir meselede geri dönmemeleri üzerine, planlamalarını sormak için iletişim kurduk. “Sizi henüz kurumsal bir muhataplık şeklinde bir değerlendirmemiz olmadığı için cevap vermedik” denilerek aslında meseleyi örtbas ettiklerini gördük. Sınıf Teorisi, şu an bildiğimiz kadarıyla iki yoldaşımızla ilgili “güvenlik” gerekçesiyle diğer kurumlara uyarılarda bulunmuştur. İki yoldaşımızın ajan olduklarını ima etmekte, fakat diğer kurumların net bilgi almak için ısrarını görünce de böyle bir iddiamız yok diyerek geri adım atmaktadırlar. Sözde “devrimci sorumluluk” gereği bilgilendirilen dost kurumlar, meseleyi anlamak için daha detaylı ve net bilgi talep ettiklerinde çark etmeleri kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Bu işin esas faali olan kişinin, geçmiş dönem pratiklerine bakıldığında aynı rahatlıkla başka bir insanı hiçbir somut kanıt olmadan bu şekilde yaftaladığını biliyoruz. İşin ilginç yanı, ajan olarak yaftaladığı kişi kendi bölgesinde ilgili çevrenin çalışmalarına katılabilmektedir.

Utanç duyarak anlattığımız bu yaşananların eksiği var fazlası yok. İnsanları ajan ilan etmek bu kadar kolay olamaz. Bu ucuz politikayı güdenler, “madem bu insanlar ajandı neden gereğini yapmadınız” denildiğinde yaşayacakları zavallılığı dahi hesaba katmamaktalar. Bizi kurumsal muhatap olarak görmeyen bu çevrenin örgütsel bir irade ve eylem birliği bulunmamakta. Merkezi kadrolarından bazıları “bizim, sizin ajan olduğunuzla ilgili bir düşüncemiz yok” derken, bir diğeri diğer devrimci örgütlere iki yoldaşımızla ilgili bu imayı yapabilmektedir. Elinde hiçbir kanıtı olmadan, devrimci adalette yeri ölüm olan bir nitelendirmeyi bu kişi ya da kişiler neye güvenerek, hangi motivasyonla yapabilmektedir? Merkezi görüşleri bu değilse eğer, açık bir suç olan bu pratiğin failleri neden korunmaktadır? Neden hiçbir şey olmamış gibi rahatlarını bozmamaktalar? Bizim sabrımızı sınamayın. Bugüne kadar sizin bu sorumsuz ve kirli pratiğinizi, devrimci-demokratik çevrede huzursuzluk çıkmasın, gelenek kitlesinde olumsuz bir hava oluşmasın, düşmanımızın provakasyonlarına alan açılmasın ve sizinle esasta ideolojik olarak dövüşmenin şartları ortadan kalkmasın diye iç yazışmalarla çözüme kavuşturmaya çalıştık. Bunu yaparken, henüz tasfiyeci-reformist çizginizle tam olarak bütünleşmemiş küçük bir kesimin devrimci duyarlılığına güvenmeyi ihmal etmedik. Lakin sonuç bizim arzuladığımız hattın oldukça uzağında görünmektedir.

Size güvenmediğimizi peşinen söylemiş olalım. İdeolojik olarak çürüdünüz, politik olarak sağcılaştınız ve örgütsel çizgide faydacılığa saplandınız. Partimizi tasfiye edip tel tel döktünüz. Sizin kendi içinizdeki hatalarla, suçlarla devrimci tarzda hesaplaşıp aşma cüretiniz söz konusu değildir. Bize dönük pratiğinizle bunu bir kez daha ispatladınız. Kendi içinizde birbirinize karşı kullanacağınız dosyalarınız olabilir. Bize karşı kullanabileceğiniz dosyalarınız yok. Olduğunu zannettiğiniz dosyaları kitlelerin huzurunda tartışmaya açığız. Siz açık mısınız?

Sizden bir örgüt ciddiyeti beklemek bizim saflığımız olsun. Birinci örgütsel yenilgi dönemi dahilinde, Muzaffer Oruçoğlu ile ilgili geçtiğimiz dönemlerde yapılan tartışmalara bile bakmak, bu konuda doyurucu bir bilgi edinmede yeterlidir. Dikkat çekici bir kesinlikle, Özel Harp Dairesinde planlandığını vurguladığınız bu çalışmanın kullanışlı aptalları olarak değerlendirdiğiniz kişilerin, Facebook’taki hesaplarına baktığımızda birçok faaliyetçi arkadaşınızın ve resmi kurum hesaplarınızın arkadaş listesinde olduğunu görünce ve bu kişilerin yüzlerine tükürme görevini taraftarlarınıza havale etmenize bakınca tarif olan şeyi ciddiyet olarak tanımlamak ne mümkün. Bir parti önderliği düşünün ki, sosyal medya alanında yürütülen bir tartışmanın (doğru ve yanlışlığı, amaç ve hedefleri bu yazının konusu değildir) muhataplarını açıktan devlet uzantısı olarak değerlendirsin, ama çeşitli düzeylerde kendi çalışmalarına katılan insanlar bu kişilerle bağlarını koparmasın ve kendine yakın olan kurumların sosyal medya hesapları bunları arkadaş listesinden bile çıkaramasın. Ve bu parti önderliği, bu ajanlara ceza olarakta, taraftarlarına, yüzlerine tükürün talimatını geçmekte. Ajanlar için ne dehşet verici bir ceza yöntemidir bu!? Devrimci caydırıcılığa kazandırdığınız bu katkıyı, kırk yıl düşünsek akıl edemezdik. Bu zavallı halinizle bizi muhatap almamanız traji-komiktir. Menşevik örgütsel hüviyetinizin ve ideolojik-politik çürümüşlüğünüzün bizi kurumsal muhatap olarak görmemesi, bizim açımızdan bir kıymet taşımamaktadır.

Temsil ettiğiniz çizgi ile hesaplaşmadan, Kaypakkaya geleneği içinde gerçek bir komünist çizgi inşa etmek mümkün değildir. 1. kongre sonrası, gelenek güçleri içinde yükselen değer olarak öne çıkan partimizi; bugün en kaba tasfiyeci-reformist kulvarda koşar adımla özünden soyutlayan çizginizle ağır bir tahribat yarattığınız ortadadır. Devrimci savaş siperlerinde hakkıyla temsil edilebilecek bir Kaypakkayacılığın, örgütlenebilmesinin ilk şartlarından biri maskenizin düşürülmesi görevidir. Çünkü siz devrimci savaşa yüzünü dönmüş ve oradan gelen vuruşlarla perçinlenen geniş bir kesimi pasifleştirip, devrimci mücadeleye yabancılaştırdınız. Sistem-içi bir takım gelişmeyi, kazanımı, can simidi olarak tahkim ettiniz. Zaten gücünüzde, ufkunuzda bu kadarla sınırlı. Ötesi için yapabileceğiniz bir şeyiniz yok. Yaptığınız en büyük kötülük, ateş çemberinden geçmiş bir partiyi ehlileştirip, sınıf mücadelesinde zararsız hale getirmenizdir. Devrimci mücadele içinde, çıta yükselten bir partide bu denli tayin edici konumlarda olamayacağınız için muhaliflerinize kin kusuyorsunuz. Olanaklardan olmamak için yanlışlarla ve suçlarla uzlaşıyorsunuz. Biraz nicelik olarak geniş olmanıza yaslanarak kendinizi ana akım olarak görüyorsunuz. Devrimci savaş sürecinde ödenen bedellerle elde edilen bir takım başarıyı, kazanma siyaseti olarak tarif ederek kendinize yontuyorsunuz. Koca bir tarihin canına okuyup, kazanımlarını kaybettirerek üstelik.

Çok partili sosyalizmi savunan sizler, düzenlediğiniz Mulhouse etkinliğinde bize stant vermeyip, düzenlediğimiz Kaypakkaya gecesinin biletlerini dağıtmamıza izin vermediniz. Üstelik bu geceyi birlik çağrısı yaptığınız Devrimci Demokrasi ile birlikte düzenlediğimiz halde. Sosyalizmde çok parti diyen siz “demokratlar”, daha henüz iktidarı almamışken bir stant yeri bile vermekten imtina ederken, devrimden sonra iktidarı paylaşmak istiyoruz yalanınıza inanmamızı beklemeyin. Küçücük örgüt iktidarı için yapmadığınız hile, söylemediğiniz yalan ve çevirmediğiniz dolap kalmamışken, kestiğiniz “demokratlık” pozu gülünç olmaktan öte bir anlam taşımıyor. Oynadığınız “büyük abi” rolleriniz sahte ve her önünüze gelene teklif ettiğiniz birlik önerisi ciddiyetten uzak.

Bu yavuz hırsız tavrınıza açıktan bir kez daha meydan okuyoruz. Bize dair suç işleyen, yalan söyleyen, iftira kusan ve itibar suikastı yapanlara dair özel bir ilgimiz olacaktır. Bu kişilerdeki ve bunları koruyanlardaki rahatlık kuşku vericidir elbette. Kuşkularımızı somutlayan bir delil olmadıkça, adını net olarak telaffuz etmeyi doğru görmüyoruz. Bununla birlikte hiç kimse bir çevrenin koruması altında olma rahatlığıyla hareket etmesin. Her suçun bir cezası vardır. Bu ceza ilgili muhataplarca yerine getirilmiyorsa, mağdur edilenlerin insafına bırakılmış olur. Çünkü cezası kesilmemiş her suç, daha büyük bir suçun kapısını aralar. Bunu göze alanlar bilinçli olarak işledikleri suçlarına devam etsinler. Lakin bilinsin ki, bizim sabırla izleyip barışçıl olarak çözme arzumuzun, muhataplarımız nazarında bir karşılığı olmadığını görmüş olduk. “Yaparım, yanıma kâr kalır nasıl olsa” demesin kimse. Böyle bir dünya keşfedilmedi henüz.

Bu vesile ile, devrimci adalet ve etik konusunda duyarlı davranan devrimci dost ve yoldaş örgütlere teşekkür ediyoruz. Somut bilgiye dayanmayan ve ciddiyet taşımayan bu iddialara, eleştirel ve mesafeli davranarak bu çürüme ile aralarına bir hudut çizmeleri nazarımızda oldukça değerlidir. Tüm devrimci örgüt ve partilere buradan açık bir çağrı yapıyoruz. Sınıf Teorisi’nin bizimle ilgili yaptığı, veyahut yapacağı tüm iddialar ile ilgili araştırma talep ediniz. Biz bu konuda görüşmeye açığız. Dostlarına karşı sorumsuz olan, yalan söyleyen kimmiş herkes bilsin. Sınıf Teorisi ise yalan ve iftira atmaktansa, kamuoyuna dönük açıklama yaparak bize dair iddialarını paylaşsın. Her hatayı, her suçu ve ideolojik-politik çizginizden kaynaklı yaşanacak ayrılıkları görmezden gelerek, yok sayarak önleme gücüne sahip değilsiniz.

İktidar perspektifinden kopmuş, siyaset yasakçılığını düşmana değil dosta yöneltmiş, adalet anlayışında köklü sorunlar yaşayan, dostlarına ve kitlesine karşı sorumsuz, suça bulaşmış failleri koruyan bu çevreyi son söz niyetine bir kez daha uyarıyoruz: dostluk edene dostluk, düşmanlık edene düşmanlık etmek tarihsel düsturumuzdur. Dostluk ya da düşmanlık etmekte özgürsünüz. Tıpkı bizim gibi.

ÖNCÜ PARTİZAN

05.10.2022

Önceki İçerikSavaş Siperlerindeki Devrimci Cüretin Yorulmak Bilmez Komutanı Baba Erdoğan Yoldaşı Selamlıyoruz!
Sonraki İçerikBartın’da Katledilen 41 Madenci Paris’te Anıldı!